24 Temmuz 2012 Salı

Doluca'dan Öküzgözü

Şarap içmek bir hobiye dönüştüğünde maalesef biraz pahalı bir zevk haline gelmeye başlıyor. Bu pahalılığın üst sınırı da yok gibi üstüne üstlük. Öte yandan iyi bir haberim de var: Daha makul fiyatlı şaraplar içerek de pahalı şarap –veya Robert Parker’dan 98 puan almış bir şarabı- içenler kadar mutlu olabiliyoruz! Hele bir de ülkemizde kalite-fiyat eğrisinin düz ve adil bir çizgi çizmediğini düşünürsek, ecnebilerin “smart buy” dediği türden fiyat kalite oranı yüksek şeyler bulma şansımız da yok değil. Ama şöyle bir farkımız var ki; aynı fiyat aralığına düşen iyi kalite şarap alternatifimiz pek çok ülkeye göre çok çok az. Üstelik, bir şarabın pek çoğumuz için bir anlam ifade etmeyen bir ödül alması halinde bile fiyatının durduk yere uçabilmesi de cabası. Ödüller konusundaki yazım için tıklayabilirsiniz.

Özetle, işi şarap içmek/satmak/üretmek olmayan, aileden zengin olmayan ve çoğunluğu hayatını 20-30 günlük tatil için yıl boyu deli gibi çalışarak geçiren deneyimli beyaz yakalardan oluşan bir şarapsever topluluğu için müthiş imkânlar vadeden bir ülkede yaşamıyoruz. Bu kültür, vergi yükü ağırlaştırılmış üreticiden* reklam ve online satış yasaklarına ve nihayet keyfine varmaktan çok caka satmaya meyleden tüketici profiline kadar her tarafta etkisini gösteriyor. Yine de tüm bunlar bir tarafa, dediğim gibi dilediğimizde keyif alabileceğimiz makul fiyatlı şaraplar halen bulunabiliyor.

Örneğin, geçen haftalarda Migros’ta Doluca şarapları indirimdeydi. Ben de gidip içinde Öküzgözü olan 3 tane şarap almayı tercih ettim, zira mühim yerli üzümlerimizden olan Öküzgözü’nün mümkün olduğunca, tüm örneklerini tatmak gibi bir idealim oluştu son zamanlarda. Makul fiyatlı iyi bir başlangıç oldu bu benim için…
Doluca DLC Öküzgözü 2010

Bu arada konuya yeni girenler için özet geçmek gerekirse Öküzgözü Elazığ kökenli, daha çok yüksek asiditeli şaraplar veren bir üzüm. Taneleri iri olduğu için tanen yoğunluğunun nispeten düşük olması ve yumuşak bir şarap vermesi bekleniyor. Bu sebeple de uzun yıllardır, kendinden daha gövdeli ve tanenli olan Boğazkere ile kupajı yapılıyor.

Bunlar da kısaca notlarım:


Doluca DLC Öküzgözü 2010: Morumsu bordo. Aromalar çok yoğun değil ve önde asetona benzer bir koku var. Arkadan meyvemsilik ve fıçı tonları hafifçe alınıyor. Asidite güçlü ama sanırım tanenlerin sebep olduğu bir acılık da var. Aslında tanenler çok bol değil. Bitim kısa-orta süreli baharatsı ve daha çok acımsı ve bu keyfi kaçırıyor. Şarabın acımsılığını dengeleyecek güçlü aromalı bir eşlikçiye/düzelticiye ihtiyacı var. Ben birkaç çeşit peynir ile denedim, en çok tütsülü peynirin dengelediğini düşündüm. İndirimli fiyatı 18 TL civarındaydı.

Doluca Tuğra Öküzgözü 2008
Doluca Tuğra Öküzgözü 2008: Koyu bordo renkli. Burunda aromalar açık ama aroma yoğunluğu pek fazla değil. Önde kırmızı meyveler ve baharatsılık var. Meşe aromaları da ayrıca hissedilir bir şekilde alınıyor. Asidite güçlü, tanenler dile batmıyor. Bitim orta süreli, hafiften baharatsı ve DLC'deki acımsılık yok. Çok renkli olmasa da damağı zorlamayan düzgün bir şarap olduğunu düşündüm. DLC'ye göre bir gömlek üstün olduğu anlaşılıyor. İndirimli olarak 30 TL civarında bir fiyatı vardı. Ancak, iki ay kadar önce 2007 rekoltesini içtiğimde daha çok memnun kaldığımı hatırlıyorum. (Belki de Kav Tuğra farklı bir seriydi.)

Doluca Kav Boğazkere-Öküzgözü 2009: Meşeden gelen güzel baharatsı aromaların baskınlığında bir aroma alınıyor. Burun meyvemsilik bakımından da gayet güçlü. Asidite taze, tanenler orta yoğunlukta ve sakin. Bitimde çok hafifçe bir acımsılık alınsa da bu keyfi bozacak kadar çok değil. Orta-uzun arası süren bitimde gayet memnun edici bir tat bırakıyor geriye. Tuğra serisinden daha ucuz (indirimli 26 TL) olmasına rağmen bu şaraplar içerisinde en çok beğendiğim bu oldu ve bu şişe sanırım içtiğim son şişesi olmayacak.


*Meşrubatlarda vergi oranı %25, şaraplarda ise %63.

19 Temmuz 2012 Perşembe

İki İtalyan

İthal şaraplardan biraz uzak durma eğilimindeyim. Ama bu tercihimin birinci sebebi, Türk şaraplarına destek olmak değil. Hatta neredeyse her katılana verilen ödüllerden alıp bu sebeple fiyatına zam yapan kimi yerli şaraplara kendimce bir tepkim bile var. Onlardan mümkün mertebe uzak duruyor, alçakgönüllü ve dürüst birtakım yerli butik üreticilerin sevdiğim şaraplarını eşe dosta tavsiye ve hediye etmekten geri durmuyorum.

İthal şaraplarda ise aslında başka bir problem var. Kendi ülkesinde vasatın altı olarak değerlendirilecek ve hatta kimsenin bilmediği (internetten bulmanın bile zor olduğu) kimi şarapların Fransızca, İtalyanca, İspanyolca veya İngilizce etiketlerin göz boyaması sayesinde yüksek fiyatlarla satılıyor oluşu. Yani tabii ki  "Fransız şarabı" adıyla satılan tüm şaraplar belli bir kalitenin üstünde olmak zorunda değil.  Şahsen araştırarak beklentiyle aldığım bir şarabın buşon çıkmasına nasıl üzülüyorsam, harcıâlem içilecek bir şarabın fiyatının şişirilmesine de üzülüyorum ve bu yüzden genelde almadan önce küçük bir araştırma yapıyorum. Bu sebeplerle de yerli şaraplara daha çok vakit kalıyor. Eh, şarapçılığımız gelişmekte olduğuna göre de bu pek kötü bir şey değil.

Geçen akşam bu standartların dışına çıkarak bir süredir beklemekte olan iki İtalyan şarabını açtık. Daha önce defalarca içip beğendiğim bir şarap olan Marchesi de Frescobaldi’ye ait bir Chianti Rufina (İtalya’da Toskana bölgesinin alt bölgelerinden) olan Nipozzano Reserva’nın 2008 rekoltesi bunlardan biri. Bir diğeri de yine Toskana bölgesinden Campo di Sasso’ya ait Insoglio del Cinghiale adında bir şarap. İlk şarap İtalya’nın en büyük üreticilerinden birine ait ve duty free’lerde 14€ fiyata (yaklaşık 30 TL) bulunabiliyor. Diğeri ise İtalya’dan geldiği için fiyatını bilemiyorum.

Gelelim kısa notlarıma:

Campo di Sasso Insoglio del Cinghiale 2009: Koyu bordo renkli bir şarap. Ön burun oldukça açık ve yoğun. Önde kahve gibi, vanilya gibi çekici meşe kokuları varken baharatsı ve meyvemsi aromalar da alınıyor. Diğer şaraba nazaran gövdeli ve damağı hafif tatlımsı. Tanenler batmıyor ama orta-uzun bitiminde benim ağzımı hafif buran bir acılık da kaldı. Beni burunda vaat ettiği kadar mutlu etmese de hiç fena değildi.

Marchesi de Frescobaldi Nipozzano Reserva 2008: Renk yoğunluğu fazla olmayan morumsu bordo. Aroma yoğunluğu diğer şarap kadar çok olmasa da yeterli. Burunda hafiften taze koyu meyveler ve muz gibi değişik bir aroma alınabiliyor. Damakta asidite canlı. Tanenler belli belirsiz sivri gibi ama bu beni pek rahatsız etmiyor. Yukarıda bahsettiğim türden harcıâlem içmek için fiyatını da karşılayan gayet güzel bir şarap bence ama yine de önceki rekoltelerini daha çok sevmiştim gibi hatırlıyorum. Soslu bir makarna ile çok uygun olabilir gibime geliyor.

3 Temmuz 2012 Salı

Chateau Nuzun

İlk çıkışları olan 2008 rekoltelerinde güçlü ve zarif, çok beğendiğim şarapları oldu. Bir de dolu yağışı sebebiyle inanılmaz düşük verim alıp tek şarap yapabildikleri 2009 rekoltesi Türk şarapseverler arasında oldukça ünlü. Açıkçası, güçlü ve gövdeli yapısı ile bu şarap MW'lardan 87 ortalama puan alsa da -ki hiç fena bir puan değil- benim için daha da yükseklerde bir yerde (4 şişe kenara attım bile!). Ama diğer şaraplarının da çoğunu tatmış bir şarapsever olarak potansiyellerinin bununla da sınırlı olmadığını hissediyorum.

Chateau Nuzun hakkında detaylı bilgiyi kendi internet sitelerinden, facebook sayfalarından, ropörtajlardan ve başka bloglardan bulmak mümkün. Benim buraya ekleyebileceğim şey, üreticinin bağlarından şaraphanelerine, tanıtım standlarından müşteri ilişkilerine kadar her aşamada yerleşmiş olan bir ağırbaşlılık ve bilimsellik. Benim sempatimin altındaki sebeplerden biri bu. Bunlar bence bir şekilde şaraplarına da yansıyor.

ŞatoNuzun Bağları ve Şaraphanesi Tekirdağ Çeşmeli Köyünde
Kaynak: Chateau Nuzun
Şarapları genellikle yoğun bir burna sahip ve güçlü. Bu durum, bölgenin iklimi ve toprak yapısı (teruar) ile Amerika'dan getirdikleri bitkilerin özelliklerinin yanında üreticinin de tarzını yansıtıyor bence. Mümkün mertebe, karikatüristlerin "gereksiz taramalardan kaçındığı" gibi, gereksiz müdahalelerden kaçınma eğilimindeler (Bu yazı hazırlanırken yayınlanan bir ropörtajda da bu durum Sn. Necdet Uzun tarafından dile getirilmiş). Zaten organik bağcılık yapıyorlar ve hatta kendilerine tanen kaybettirebileceğini düşünerek filtrelemeden dahi kaçınıyorlar. Bilimsel analizlere verdikleri önem ile zamanlamalar konusunda oldukça kontrollüler. Bu şekilde de sonuçta yıllandırma potansiyeli vadeden güçlü şaraplar çıkıyor ortaya.

Bağlar Tekirdağ - Marmaraereğilisi civarında çok rüzgar alan, serin iklimli bir bölgede bulunuyor ve şaraphanenin de bu bağların arasında estetik bir görünümü var. Mevsime göre haftasonu tadım seansları düzenleyerek misafirlerini ağırlıyorlar. Bu seanslara katılırsanız şaraphaneyi gezme fırsatınız da oluyor.

Henüz 3 rekolte piyasaya sürülmüş durumda ve her rekolte oldukça özgün. İlk rekolte olan 2008 serisinde, Merlot, Cabernet Sauvignon, Syrah ve Pinot Noir olmak üzere 4 farklı monosepajları (tek cins üzümden yapılan şarap) ile CS - Syrah ve CS - Merlot olmak üzere 2 kupajları var. 2011'de piyasaya sürülen 2009 rekolte yukarıda bahsettiğim gibi tek ürün CS-Merlot-Syrah-Pinot Noir. 2010 rekolteleri ise CS (Cabernet Sauvignon), Syrah ve Pinot Noir monosepajları, CS-Merlot-Syrah-Pinot Noir kupajı ve henüz piyasaya çıkmamış Merlot'dan oluşuyor. Beyaz şarap üretmiyorlar ama şu an piyasada 2011 rekolteli enteresan bir de rozeleri var. Hani görünüşü kırmızı, ruhu beyaz diyeceğim bir şarap. Bu yaz favori içeceklerimden. 


Şimdiye kadar tattıklarım içinde en beğendiğim 2009 kupajı. Ama CS-Merlot 2008 ve Cabernet Sauvignon 2008'in de pek aşağı kalır yanları yok. Bu şarapların hepsi, güzel bir bifteğe eşlik edebilecek güçte sağlam şaraplar bence. Hatta 2009 kupajı ete kemiğe bürünüp karşıma çıksa ayağa kalkıp ceketimi ilikler, saygıda kusur etmem gibi geliyor!.. Syrah 2008, aynen internet sitelerinde tanımladıkları gibi sıradışı. Bu sıradışılık bana yumuşaklık biçiminde yansıdı. Eğer Syrah baharatsılığını seviyorsanız ama bir yandan da dilinizin toleransı düşük ise gayet iyi bir seçim. Ama siz Syrahınızı içerken ben gövdeli mi gövdeli bir kadeh 2009 kupajını şerefinize kaldırırım...


Syrah'ı tadana kadar, 2010 rekoltesi için ilk intibam şanssız bir senenin ürünü oldukları yönündeydi. Tekrar kör olarak başka şaraplarla birlikte tatmak niyetindeyim bu şarapları. Çünkü kör tadınca hem üretici ve rekolte hakkındaki pozitif/negatif önyargılarım ortadan kalkıyor, hem de dikkatimin çok arttığını düşünüyorum. Cabernet Sauvignon 2010 ve 2008 için bunu yaptım ve 2008'i daha fazla beğendiğimi gördüm. 2010 kupajın sikletindeki diğer şarap 2009 zaten çok güçlü, ama bakalım bir sürpriz çıkacak mı? Oldukça yeni piyasaya çıkan Pinot Noir 2010 için de ayrıca sabırsızlanıyorum. 


Syrah 2010 benim zevkime 2008'den daha uygun. Hatta şimdiye kadar içtiğim Nuzun şarapları listesine en üst sıralardan direk giriş yapacak kadar beğendim. Meşe bu şarapta diğerlerine göre biraz daha önde gibi. Tanenler yine bol ve biraz sivri. Belki biraz beklese daha bile iyi olur. Ama uzunca bir bitimi olduğunu ve 2008'e -hatırladığım kadarıyla- kıyasla daha  güçlü gövdeli olduğunu söyleyebilirim. Yine de yan yana ve kör tatmadım sonuçta bu şarapları. Bir de o gözle bakmak lazım. 

Şunu da vurgulamak önemli; her kıyaslamamda hangi şarabın daha iyi olduğundan ziyade, öne çıkan özellikleri doğru tanımlamaya ve hangisini tek başınayken daha çok beğendiğimi anlamaya odaklanıyorum.  Ama beğenilerimiz farklı farklı da olsa, şunu söyleyebilirim ki bence henüz tanışmadıysanız "Chateau Nuzun" şaraplarıyla tanışmalısınız.