24 Haziran 2012 Pazar

Bu ödüllerin bir anlamı olmalı...


Şarapla ilgilendikçe ve piyasadaki şaraplar hakkında malumat edindikçe her birinin bir yerlerden bir takım puanlar ve ödüller aldığını görürsünüz. Hatta hiç öyle detaylarıyla ilgilenmiyorsanız ve sadece sizi o gece çakırkeyif yapıp eğlendirecek lezzetli bir “içki” satın almak üzere şarap butiğine gittiyseniz bile kendinizi puanlarla, ödüllerle bezeli allı pullu bir dünyanın kapısında bulabilirsiniz. Bu puanlamalar ve ödüllerin faydalı tarafları olsa da, sayıları arttıkça son derece kafa karıştırıcı olabiliyorlar. Ben girdiğimiz bu cendereyi tüketici alışkanlıklarımızı inceleyerek kârlılığını arttırmak için stratejiler üreten gizli güçlere(!), yani pazarlamacılara bağlıyorum.

Peki, aldığımız şarapların üzerindeki o yaldızlı armalar, büyük puntolarla yazılan puanlar, madalya gibi görünen çıkartmalar gerçekten ne anlam ifade ediyor? 



Öncelikle insan zihninin yanılmaya oldukça müsait bir aygıt olduğunu hatırlayarak başlayalım bu konuyu tartışmaya. Bu eğilimlerimizin içinde en önemlilerinden biri de beğenmemiz gerektiğine inandığımız şeyleri gerçekten sonuç olarak daha fazla sevmemiz. Pek çok konuda olduğu gibi biz iyi şarap arayışındayken de bu sebeple zihnimiz bizi bir takım yönlendirmelere açık hale getiriyor. Bir takım araştırmalar da bunu doğrular nitelikte.

Şaraptan alınan keyif üzerine çalışmalardan biri 2007 yılında Plassman vd. tarafından yapılmış. Bir kısmı şarap uzmanı olmak üzere bir denek grubu üzerinde şarabın fiyatının alınan zevkle bir ilişkisi olup olmadığı araştırılmış. Denekler tabii ki deneyin içeriği hakkında kasıtlı olarak yanlış bilgilendirilmişler ve tatmaları için fiyatları 5$ ile 90$ arasında değiştiği söylenen 5 farklı şarap sunulmuş. Gerçekte ise pahalı şişenin içindeki şarap ucuz olanı ile aynıymış. Uzmanlar da dâhil olmak üzere ucuz olduğu düşünülen şarapta beynin zevk alınca aktive olan bölgesinde çok az aktivite gözlenirken, pahalı olduğu düşünülen şarapta aktivasyon ciddi şekilde artmış. Üstelik bunlar olurken uzmanlar ile normal tadımcılar arasında eğilim bakımından bir fark da olmamış [1].

Bu deneyden, uzmanların zihninin de oyunbazlık bakımından bizden farklı olmadığı sonucu çıkarılabilir. Ama bu sonuç yine de bir uzmanlık kavramının olduğunu yanlışlamaz. Zira kör tadımda, dünyanın pek çok yerinden geliyor olabilecek beş şarap için -mantığını da temellendirerek- bölge tespit etmek bence illa ki bir uzmanlık ister. Zevk denen şeyin sübjektifliği ile zihnin karmaşıklığı bir kenara, bu bahsi geçen uzmanların verdiği puanlamalar için ayrı bir yazı planlıyorum. Ama prestijli ödüllerin komitelerinin çoğu da yine bu uzmanlardan oluşuyor. O yüzden deney sonucunu, yani beklentilerimizin bizi nasıl da yönlendirebileceği bilgisini cebimize alıp dönüyoruz madalyalar ve ödüller ile ilgili ana sorumuza…

Sayısını bilmenin zor olacağı kadar çok ödüllü yarışma yapılıyor her sene şaraplar için. Kimi dergiler, kimi kuruluşlar farklı konseptlerle organizasyonlar düzenliyor. Genelde, altın – gümüş – bronz gibi sınıflar belirlenip şaraplara madalya veriliyor. Önemli noktalardan biri, bu yarışmalara üreticiler para ödeyerek katılıyor. Ve Daily Mail gazetesinde yayımlanan bir makaleye göre kimi büyük yarışmalara katılan örneğin 9000 şarabın 6000 tanesi bir çeşit ödülle dönüyor [2].

Karikatür: Bob Johnson
Elbette bu düzen, başta katılım paralarını toplayan organizasyon şirketleri olmak üzere şişesinin üzerine bir yaldızlı etiket koyarak satışlarını arttırmak niyetinde olan üreticilerin de işine geliyordur. Öte yandan kimi uzmanlar ve şarapseverler, vasat buldukları şaraplarla müthiş buldukları şarapların bir yarışmadan benzer ödüllerle dönmesini yadırgıyor. Nihayetinde, deneme sürüşü yapmanın çoğunlukla mümkün olmadığı şarap mevzusunda kafa karışıklığını bertaraf etmek durumunda kalanlar yine tüketiciler, yani biz uzman olmayan şarapseverler oluyor. Hele bir de, şaraplarına hakim olmadığınız bir piyasanın içinde şarap seçmeye çalışıyorsanız bir takım çeldiricilerin ortasında kalmanız garanti gibi. 

Şu halde bence, pek çok etiketin ve ödülün aslında son derece sorgulanabilir olduğu ortaya çıkıyor. Tabii şarap üretiminin -özellikle butik olanlarının- biraz da bireysel adanmışlık gerektirmesini göz önüne alırsak, yarışmalara katılan üreticilerin maddi getiriden farklı olarak bir çeşit kendini test etme amacı da olabilir. Yine de, sapla samanın benzer bir muamele gördüğü kimi yarışmalar bu amaç için de pek faydalı olmayabilir.

Peki, hiç mi fikir verebilecek ödül yok bunların arasında? Muhakkak ki şarap uzmanları arasında daha prestijli görülen ödüller var. Ama en çok bilinen yarışmalarda bile binlerce şaraba ödül verdiğini bilmek gerek. Sonuçta, gördüğümüz o etiketlere hiç prim vermemek de, kimi dürüst bulduğumuz ödülleri/yarışmaları ayrı tutup tavsiyelerine değer vermek de mümkün. Eh, bir diğer seçenek de karikatürdeki arkadaş gibi "kazıklanmak" pahasına kendimizi beynimizin aldatıcı mekanizmalarına teslim etmek. Benim tercihim "şu üretici ödüllere doymuyor!", "bu şarap şu kadar uluslararası ödül aldı" haberlerini göz ardı edip  beğendiğim şarapları kör topal da olsa kendim belirlemek. Her şarabı içmem mümkün olmadığından seçenek elemede başka insanların fikrinden yararlansam da gerisi için ne de olsa "benim damağım, benim kararım..."

22 Haziran 2012 Cuma

Bir Cabernet Sauvignon Tadımı Daha

Geçen ay yaptığımız Cabernet Sauvignon tadımının ikincisi için aynı ekiple bu hafta yine toplandık. Yine masamızda güzel şaraplarımız ve muhabbetimiz olduğu için çok iyi bir akşam oldu. Türkiyenin Cabernet Sauvignondan yapılmış bir diğer grup iddialı şaraplarını damaklarımızı eğiterek içtik ve sonuçta da gülüp eğlendik. Bir önceki için tıklayınız.

Şarap içmeyi uzmanlıktan gayet uzak ama çok da eğlenerek yaptığımızı tekrar tekrar belirtmekte fayda var. Yine de kendimizce tutarlı hale getirmeye çalıştığımız bir yöntem de mevcut. Kısaca bu yöntemden de bahsedeceğim. 

Öncelikle hiçbirimizin evinde 7-8 kişiye 5 şarapta yetecek kadar (40 tane filan) tadım kadehi olmadığından tadım sırasında herkesin bir kadehi var (Profesyonel tadımlarda her şarap için ayrı kadeh kullanılıyor). Şaraplar kör tadım usulü önce ne olduğunu anlayamayacağımız şekilde kağıtlara sarılıp mantarları açılıyor ve şişeleri bilmeyen başka bir kişi tarafından A'dan başlayarak isimlendiriliyor. Şaraplar kısa bir müddet karafta havalandıktan sonra kadehlere alınıyor ki herhangi bir şaraba havalanması için daha fazla şans vermeyelim.

Bir seferde 4 veya 5 şarap tadıyoruz. Yaptığımız bir önceki tadımda 5 şarap varken bu tadımda yeniden 4'e düşmeye karar verdik. Çünkü kadehlerin bitmesi için (ne kadar az koysak da) aralarda bekleme sürelerimiz çok olduğundan yorucu/sıkıcı olmaya başladığını gördük. Ayrıca yudum yudum da olsa bir miktar şarap içince (tükürerek tadım yapmıyoruz, çünkü düpedüz içmeyi seviyoruz!) insanın duyuları azalıyor. Bunu da minimize etmenin yolu tabii ki daha az çeşit olması. Ama özellikleri için kıyaslama yapacak kadar da çok çeşit olması lazım. Şimdilik 4 bizim için ideal sayı. Belki daha sonra 5'e 6'ya çıkarır veya 3'e düşürüp çift kör tadım deneriz. Bilemiyorum...


Artık belli aralıklarla tadım organizasyonları yaptığımız için kendimizce bir kayıt logumuz da var. Önümüze gelen A şarabı için logumuzu mümkün olduğunca sessizce dolduruyoruz. Burada detay bir aroma gerçekten hissettiysek (karadut veya tarçın gibi mesela) yazmakta sakınca yok. Ama kendimizi buna zorlayıp bilmediğimiz, hissetmediğimiz aromalar uydurmaktansa "olgun siyah meyveler", "tatlı baharatlar" gibi çözünürlüğü daha düşük tarifleri tercih ediyoruz. Her turun sonunda aldığımız notları karşılaştırarak hemfikir olduğumuz ve olmadığımız noktaları konuşuyoruz. Tadım sonunda herkes şarapları en sevdiğinden en sevmediğine doğru sıralıyor. Sonunda da varsa tahminleri alıp şişelerin kağıtlarını sıyırıyoruz.

Bundan sonra da notları bir kenara bırakıp kalan şaraplarımızı içerek devam ediyoruz. Böylece bolca gülerek eğlenceli bir gece geçirmiş oluyoruz.

Bunlar da almış olduğum notlar:

Büyülübağ Cabernet Sauvignon 2008: Aslında reserve'ini tatmak niyetindeydik ama bulamadığımızdan CS'leri ile ünlü Büyülübağın bu şarabını tattık. Morumsu koyu bordo. Burun ilk etapta biraz kapalı. Aroma yoğunluğu fazla olmamakla birlikte kırmızı meyveler algılanıyor. Damakta meşe biraz yoğun ve baskın. Yumuşak bir asiditesi var. Tanenler biraz sivri gibi ama rahatsız edici değil. Bitim orta altı sürüyor. 35 TL civarında fiyatı ile iyi bir alışveriş bence.

Kavaklıdere Egeo Cabernet Sauvignon 2009: Koyu vişne renkli bu şarapta burundaki aromalar açık ve yoğun. Ön planda olgun kırmızı meyveler ile hafifçe baharat aromaları alınıyor. Fıçıdan gelen aromalar da  belirgin. Pek gövdeli değil. Tanenler yuvarlak ve rahat, asiditesi taze/canlı bir his veriyor. Meşe kaynaklı aromalar ile baharatsı ve orta uzun arası bir bitimi var.

Kayra Vintage Cabernet Sauvignon 2009: Koyu morumsu bordo renkli şarap. Burundaki gayet açık aromalarında koyu meyvelerin yanında hafiften kahve ile arkalardan nane gibi ferahlatıcı tonlar var. Ayrıca meşeden gelen hafiften tütsülü bir aroma da mevcut. Bol tanenli ve orta üstü gövdeli bir şarap. Damakta ve orta uzun arası bitiminde burun kadar renkli olmadığını düşünsem de benim için bu şarap gecenin favorisi oldu.

Urlice Cabernet Sauvignon Reserve 2009: Mantar sorunu çıktı. Hala özellikle burunda meyvemsiliğinin kalmış olmasından, bu sorun olmasa bizi çok memnun edecek bir şarap olduğunu çıkartıyorum. Yazık oldu bu sefer ama mutlaka bir daha edinip deneyeceğim.